Ryhton (Riton) boynuz kapları
İş bilenin, kalem yazabilenindir. Kılıçla işimiz yok tabi!
Güneşin doğudan ışık yaymaya başlamasında sayısız mucize vardır ki bunları açıklamaya kimselerin ömrü yetmez. Nasılsa zaman içinde yeni keşifler hep yapılacak, her insan her gelişmeyi defalarca kendi buldu sanacak. Defalarca yanılacağız, defalarca öğrenip yeniden unutacağız, bazen unutturulacağız.
Doğunun sıradan keşifleri, çoğunlukla batının iş bilir ya da işgüzarlığı sayesinde öne çıkıp kendi pencerelerinden dünyaya yansımıştır. Sözü daha fazla dolandırmadan şu boynuz olayına gireyim. Boynuz deyince akla çok şey geliyor ama konumuz içki kabı olarak kullanılan boynuzlar.
Antik dünyada, genellikle törensel amaçlar için kullanılan, konik formda boynuz şeklindeki içki kaplarına Ryhton (Riton) deniliyor... Sanatsal açıdan son derece ince işçilikli kaplar bunlar.
Romalılar, Yunanlılar, Traklar ve Keltler tarafından ziyafetlerde ve kutsal yeminlerde yaygın olarak kullanılmış diye bilinir. Tarihsel olarak da en fazla MÖ. 6 – 7. Yüzyıla kadar gidildiğini düşünürdüm. Oysa araştırdıkça tarihin seyri epey değişiyor.
Ritonlar, MÖ 2. binyıldan itibaren, Persler (Ahameniş) gibi yakın Doğu ve Ortadoğu’da ve çevresinde farklı dilleri ve dil gruplarını konuşan uygarlıkların kalıntıları arasında yer alıyor. İskit, Sarmat ve muhtemelen Amazonlar’ın da kullanmış olmalarını atlamamak gerekir! Ritonlar genellikle hayvan başı veya boynuzu formunda ve çok süslü olabilen değerli metaller ve taşlarla birleştirildiği örnekleri yanı sıra seramik, kemik ve gerçek boynuz kalıntılarından da söz etmeden olmaz. Daha da Türkçesi bildiğimiz öküz, koyun, keçi, fil boynuzları gibi… Söz uçup yazı kaldığından yazılı metinleri destekleyenlere mecburen şapka çıkarıyoruz.
Riton kelimesi, eski Yunanca’da “akmak” anlamına gelen ῥυτόν (rhy̆tón veya rhŭtón) kelimesinden geliyor fakat asıl geldiği yerde yani Pers kültüründe Ritonlar, “takuk” olarak adlandırılmışlar. Yunan – Pers savaşlarından sonra batıya geldiği ve Pers ritonlarının Yunan sanatçılar tarafından taklit edildiği biliniyor.
Aslında hayvan biçimli bu kapların pişmiş topraktan yapılmış örnekleri Anadolu’da uzun bir geçmişe sahip. Bunların en eski örnekleri, Neolitik ve Erken Kalkolitik döneme tarihlenen Hacılar VI., Höyücek Tapınak Dönemi ve Kuruçay’ın I. Tabakalarında bulundu. Eski çağlarda yönetici sınıfının katıldığı dinsel törenlerin önemli bir yer tuttuğu, hayvan formundaki kapların kült amaçlı kullanıldıkları, değerli madenlerden yapılan varyasyonlarının ise armağan olarak sunuldukları da biliniyor.
Rhytonları İran ve Orta Asya'da kurban sunma kapları olarak görmek meşru bir görüş olarak karşımıza çıkıyor. Rhyta ile birlikte sunulan sıvıların süt, şarap hatta dini açıdan önemli özel kaynaklardan gelen su veya kan, doğurganlık yenilenme ve öteki dünya tanrı ve tanrıçalarının kültleriyle derin köklü bir dini bağlantısı olduğu sonucu da çıkarılabilir. Diğer kültler ve dinler de bunları kullanmış olabilir, örneğin Yunanlıların Dionysos kültlerinde olduğu gibi.
Perslerin hem imparatorluk öncesi göçebeliğine hem de imparatorluk yerleşik imajına kabaca karşılık geldiği, Ahamenişlerin kendi sunumlarında hem de Yunan metinlerinde kendini gösteriyor.
Görüyorum ki Romalılara bir şey yok! Daha doğrusu Perslerle kapışmayana bir şey yok!
Asci Fok
Güneşin doğudan ışık yaymaya başlamasında sayısız mucize vardır ki bunları açıklamaya kimselerin ömrü yetmez. Nasılsa zaman içinde yeni keşifler hep yapılacak, her insan her gelişmeyi defalarca kendi buldu sanacak. Defalarca yanılacağız, defalarca öğrenip yeniden unutacağız, bazen unutturulacağız.
Doğunun sıradan keşifleri, çoğunlukla batının iş bilir ya da işgüzarlığı sayesinde öne çıkıp kendi pencerelerinden dünyaya yansımıştır. Sözü daha fazla dolandırmadan şu boynuz olayına gireyim. Boynuz deyince akla çok şey geliyor ama konumuz içki kabı olarak kullanılan boynuzlar.
Antik dünyada, genellikle törensel amaçlar için kullanılan, konik formda boynuz şeklindeki içki kaplarına Ryhton (Riton) deniliyor... Sanatsal açıdan son derece ince işçilikli kaplar bunlar.
Romalılar, Yunanlılar, Traklar ve Keltler tarafından ziyafetlerde ve kutsal yeminlerde yaygın olarak kullanılmış diye bilinir. Tarihsel olarak da en fazla MÖ. 6 – 7. Yüzyıla kadar gidildiğini düşünürdüm. Oysa araştırdıkça tarihin seyri epey değişiyor.
Ritonlar, MÖ 2. binyıldan itibaren, Persler (Ahameniş) gibi yakın Doğu ve Ortadoğu’da ve çevresinde farklı dilleri ve dil gruplarını konuşan uygarlıkların kalıntıları arasında yer alıyor. İskit, Sarmat ve muhtemelen Amazonlar’ın da kullanmış olmalarını atlamamak gerekir! Ritonlar genellikle hayvan başı veya boynuzu formunda ve çok süslü olabilen değerli metaller ve taşlarla birleştirildiği örnekleri yanı sıra seramik, kemik ve gerçek boynuz kalıntılarından da söz etmeden olmaz. Daha da Türkçesi bildiğimiz öküz, koyun, keçi, fil boynuzları gibi… Söz uçup yazı kaldığından yazılı metinleri destekleyenlere mecburen şapka çıkarıyoruz.
Riton kelimesi, eski Yunanca’da “akmak” anlamına gelen ῥυτόν (rhy̆tón veya rhŭtón) kelimesinden geliyor fakat asıl geldiği yerde yani Pers kültüründe Ritonlar, “takuk” olarak adlandırılmışlar. Yunan – Pers savaşlarından sonra batıya geldiği ve Pers ritonlarının Yunan sanatçılar tarafından taklit edildiği biliniyor.
Aslında hayvan biçimli bu kapların pişmiş topraktan yapılmış örnekleri Anadolu’da uzun bir geçmişe sahip. Bunların en eski örnekleri, Neolitik ve Erken Kalkolitik döneme tarihlenen Hacılar VI., Höyücek Tapınak Dönemi ve Kuruçay’ın I. Tabakalarında bulundu. Eski çağlarda yönetici sınıfının katıldığı dinsel törenlerin önemli bir yer tuttuğu, hayvan formundaki kapların kült amaçlı kullanıldıkları, değerli madenlerden yapılan varyasyonlarının ise armağan olarak sunuldukları da biliniyor.
Rhytonları İran ve Orta Asya'da kurban sunma kapları olarak görmek meşru bir görüş olarak karşımıza çıkıyor. Rhyta ile birlikte sunulan sıvıların süt, şarap hatta dini açıdan önemli özel kaynaklardan gelen su veya kan, doğurganlık yenilenme ve öteki dünya tanrı ve tanrıçalarının kültleriyle derin köklü bir dini bağlantısı olduğu sonucu da çıkarılabilir. Diğer kültler ve dinler de bunları kullanmış olabilir, örneğin Yunanlıların Dionysos kültlerinde olduğu gibi.
Perslerin hem imparatorluk öncesi göçebeliğine hem de imparatorluk yerleşik imajına kabaca karşılık geldiği, Ahamenişlerin kendi sunumlarında hem de Yunan metinlerinde kendini gösteriyor.
Görüyorum ki Romalılara bir şey yok! Daha doğrusu Perslerle kapışmayana bir şey yok!
Asci Fok
Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN
