Yeni zaman şifacısı Doula olmak
Doula* sözcüğünü ilk Selen’den duydum. Doula, doğum yardımcısı, doğum kolaylaştırıcısı demekmiş. Yaşamlarımızın en doğal olayı olan doğma ve doğurma ritüelininin normallik hallerini hastane odalarındaki salt hastalık kılıfına sokmadan, yine hastanelerde veya evde gayet doğal olanı yaşama ve yaşatma hali. Siz bir şey anladınız mı bu dediğimden?
Biraz açayım; önce doula ne değildir oradan başlayalım en iyisi, böylesi daha kolay olacak. Bir kere doulalık “doğum koçluğu” değil. Hani şimdi yaşam koçları var ya, her mesleğe herkese özel; “şöyle yapmalısın, böyle olmalısın, haydi dene, hurra yaşasın, sen büyüksün, sen en iyisin, başaracaksın” diye insanı gaza getiren eğitimli koçların işi gibi değil doulalık.
Doulalık tamamen duygu işi, güven işi, sevgi ve anlayış işiymiş. Ben de Selen’in anlattıklarından öğreniyorum. Yine de öğrendim diyemem o kadar kolay değil! Benim gibi hiç çocuğu olmamış biri bu doğum serüvenindeki muhteşem öyküyü nasıl içselleştirsin!
Ne işim olur doğumla dedim demesine de, merak bu ya bırakmadı işte. Hele de Selen gibi çok sevdiğim değer verdiğim özel bir insan bu işe gönül vermişse, ta Amerikalara kadar gidip dünyanın en deneyimli öğretmenlerinden eğitim almışsa onun söylediklerine kulak vermeli diye düşündüm…
Selen diyor ki; "Doulalar insanlara tıbbi destek vermezler, amaçları önemli zamanlarda çok ihtiyaç duyulan duygusal, psikolojik, fiziksel ve lojistik desteği sunmaktır.
Doulalar modern tıbbı reddetmezler ve hastane personeline karşı değil tam tersi onlarla uyum içinde çalışırlar, verdikleri destek ile sağlık personelinin duygusal yükünü azaltmaya yardımcı olurlar. Aynı anda başka kişilerle ilgilenmekle yükümlü olan hastane ve sağlık personellerinin yerine, ailelerin her daim yanında bulunan doulalar sağlık hizmeti gören kişinin yalnız kalmadan güven içinde bu süreci yaşamasına olanak tanırlar."
Selen’i takip etmeye, ay bu takip etme işi de hiç yakışmadı, sanki hafiye gibi, takip dediysem onun kendi deneyimlerini yazdığı blogunu okumaya 2010 yılında başladım. İlgi alanlarımızın ortak oluşu, gençlik enerjisiyle cesaret ettikleri ona olan hayranlığımı giderek arttırdı. O bir agroekolojist. Zamanla permakültür, bitki bilimleri, sürdürülebilir gıda ve tarım, çevresel ve kırsal antropoloji, arkeoloji ve sanat tarihi derken benim bütün ilgi duyduğum alanlar konusunda eğitim aldığını ve bu eğitimler için dünyanın farklı ülkelerine gittiğine tanık oldum. Onun Avusturya, Portekiz ya da İspanya’daki eğitimlerinde yaşadıkları, gökyüzündeki yıldızlarla konuşmaları, katkıda bulunduğu çiftliğin kulübesindeki börtü böcekle uyuma ve uyumlanma halleri, gecenin sessizliğinde doğal yaşamın tedirginlikleri, şehirli bir kızın toprağı ve onun verdiklerini keşfetme serüveni nasıl da ilgimi çekmişti…
Hiç bilmediği bir ülkenin kırsalındaki içsel çatışmaları, son derece insani duygulanımları ve pır pır eden yüreğindeki öğrenme heyecanı beni ona hayran bırakmıştı. O bilmese de yüreğimle destekliyordum seçtiği yaşamı.
Sonra bir gün bir baktım, eğitim ve yaşam birikimlerini çoğaltmak adına evini, tasını tarağını boşaltıp çekirdek ailesiyle yaşamsal keşifler için yola düşüyor, hatta hızını alamayıp Amerika’ya gidiyor. Gitmeden önce de evinin eşyalarını çevresindekilere dağıtıyor! Büyükannesinin çeyizinden kalma seramik bir çorba takımını bana vermeyi kafasına koymuş, çıkıp geliverdi bir gün elinde koca bir kutuyla. Yüreğinde kocaman sevgisiyle, kucağında minicik bebişiyle… Hiç tanışmıyorduk oysa! Sadece sanal ortamdan biliyorduk bir birimizi. O kadar duygulandım ki...
Şu yufka yüreğimi fazla pelteleştirmeden asıl konumuza döneyim, doula diyorduk, hah işte Selen Amerika’da pek çok kursa katılıp, aromaterapi, ebe asistanlığı, doğum eğitmenliği, mentorluk, doğum doulası ve hayat sonu doulası eğitimlerini alıp bir yığın sertifikayla dönüyor aramıza…
Şimdi, yüklenmiş olduğu donanımlı dünyasını www.kirkkilit.com ‘da paylaşıyor. Ben ne desem az, o öyle güzel öyle derinden ifade etmiş ki kendini… Pek çok soruya yanıt bulunabilecek satırlar var orada.
Beni bu saatten sonra doğum doulalığı ilgilendirmiyor tabi, ama yine de kadın olmanın iç tepisiyle çok yakın çok sıcak kıvılcımlar yeşerttim içimde ki, bu DOULALIK işini tüm başka kadınların duymasını bilgilenmesini istedim. Yalnızlaşan dünyalarımızda her kadının doğumunda yanında annesi, kız kardeşi veya bir yakını olmayabiliyor. Sadece doğum sırasında değil tabi, doğum öncesi, hazırlık faslı, konuşma ve kaygılar, beklentilerin saygıyla paylaşılması, sevgi, güven, mahrem alanın korunması, rahatlatıcı masajlar, doğum sonu emzirme ve ruhsal uyumlanma hallerinin tümünü üstlenen bir doulalık hizmeti var artık. Türkiye’de henüz çok yeni…
Eski kadim uygarlıkların geleneklerinde, doğumlar ve ölümlerin kutsallığına atfedilen sayısız seremoni vardır hepimiz biliriz. Modernleşen dünyamızın unuttuğu sevgi, şefkat ve ruhu kutsama duygusu yeniden öne çıkıyorsa, bu gösteriyor ki böyle bir gereksinim var! Modern yaşamın insanı da karşılıksız dokunmak, ruhunu sağaltmak, sevgiyi içten ve en derininde güvenerek hissetmek istiyor. Bunu talep edenler çoğaldığı sürece yeni ve daha güzel şeyler yaşamlarımıza girecektir.
Yaşam sonu doulalığı ciddi anlamda ilgimi çekiyor! Doğum ve ölüm geçişlerimizde hem doğumun hem ölümün aslında yeniye doğmak olduğu gerçeğiyle yüzleşmeden bir sonraki noktaya ulaşılamıyor. Evet geçiş. Bir nevi geçiş ikisi de. Beden ve ruhun değişime geçmesi, buna doğmak ve ölmek demişiz...
Hepsi de doğamızda olan insanca şeyler.
Selen’e bin şükran.
*Doulalar insanlara yardım sunmak amacıyla profesyonel olarak hizmet almışlardır.
Doulalar çalıştıkları alan (doğum, ölüm, yas, doğum sonrası) konusunda detaylı eğitim görmüşlerdir.
Doulalar yardımcı oldukları kişilerin duygusal ihtiyaçlarının farkındadırlar.
Doulalar insanların geçmekte oldukları eşik dönemini istedikleri şekilde deneyimleyebilmeleri için çalışırlar.
Biraz açayım; önce doula ne değildir oradan başlayalım en iyisi, böylesi daha kolay olacak. Bir kere doulalık “doğum koçluğu” değil. Hani şimdi yaşam koçları var ya, her mesleğe herkese özel; “şöyle yapmalısın, böyle olmalısın, haydi dene, hurra yaşasın, sen büyüksün, sen en iyisin, başaracaksın” diye insanı gaza getiren eğitimli koçların işi gibi değil doulalık.
Doulalık tamamen duygu işi, güven işi, sevgi ve anlayış işiymiş. Ben de Selen’in anlattıklarından öğreniyorum. Yine de öğrendim diyemem o kadar kolay değil! Benim gibi hiç çocuğu olmamış biri bu doğum serüvenindeki muhteşem öyküyü nasıl içselleştirsin!
Ne işim olur doğumla dedim demesine de, merak bu ya bırakmadı işte. Hele de Selen gibi çok sevdiğim değer verdiğim özel bir insan bu işe gönül vermişse, ta Amerikalara kadar gidip dünyanın en deneyimli öğretmenlerinden eğitim almışsa onun söylediklerine kulak vermeli diye düşündüm…
Selen diyor ki; "Doulalar insanlara tıbbi destek vermezler, amaçları önemli zamanlarda çok ihtiyaç duyulan duygusal, psikolojik, fiziksel ve lojistik desteği sunmaktır.
Doulalar modern tıbbı reddetmezler ve hastane personeline karşı değil tam tersi onlarla uyum içinde çalışırlar, verdikleri destek ile sağlık personelinin duygusal yükünü azaltmaya yardımcı olurlar. Aynı anda başka kişilerle ilgilenmekle yükümlü olan hastane ve sağlık personellerinin yerine, ailelerin her daim yanında bulunan doulalar sağlık hizmeti gören kişinin yalnız kalmadan güven içinde bu süreci yaşamasına olanak tanırlar."
Selen’i takip etmeye, ay bu takip etme işi de hiç yakışmadı, sanki hafiye gibi, takip dediysem onun kendi deneyimlerini yazdığı blogunu okumaya 2010 yılında başladım. İlgi alanlarımızın ortak oluşu, gençlik enerjisiyle cesaret ettikleri ona olan hayranlığımı giderek arttırdı. O bir agroekolojist. Zamanla permakültür, bitki bilimleri, sürdürülebilir gıda ve tarım, çevresel ve kırsal antropoloji, arkeoloji ve sanat tarihi derken benim bütün ilgi duyduğum alanlar konusunda eğitim aldığını ve bu eğitimler için dünyanın farklı ülkelerine gittiğine tanık oldum. Onun Avusturya, Portekiz ya da İspanya’daki eğitimlerinde yaşadıkları, gökyüzündeki yıldızlarla konuşmaları, katkıda bulunduğu çiftliğin kulübesindeki börtü böcekle uyuma ve uyumlanma halleri, gecenin sessizliğinde doğal yaşamın tedirginlikleri, şehirli bir kızın toprağı ve onun verdiklerini keşfetme serüveni nasıl da ilgimi çekmişti…
Hiç bilmediği bir ülkenin kırsalındaki içsel çatışmaları, son derece insani duygulanımları ve pır pır eden yüreğindeki öğrenme heyecanı beni ona hayran bırakmıştı. O bilmese de yüreğimle destekliyordum seçtiği yaşamı.
Sonra bir gün bir baktım, eğitim ve yaşam birikimlerini çoğaltmak adına evini, tasını tarağını boşaltıp çekirdek ailesiyle yaşamsal keşifler için yola düşüyor, hatta hızını alamayıp Amerika’ya gidiyor. Gitmeden önce de evinin eşyalarını çevresindekilere dağıtıyor! Büyükannesinin çeyizinden kalma seramik bir çorba takımını bana vermeyi kafasına koymuş, çıkıp geliverdi bir gün elinde koca bir kutuyla. Yüreğinde kocaman sevgisiyle, kucağında minicik bebişiyle… Hiç tanışmıyorduk oysa! Sadece sanal ortamdan biliyorduk bir birimizi. O kadar duygulandım ki...
Şu yufka yüreğimi fazla pelteleştirmeden asıl konumuza döneyim, doula diyorduk, hah işte Selen Amerika’da pek çok kursa katılıp, aromaterapi, ebe asistanlığı, doğum eğitmenliği, mentorluk, doğum doulası ve hayat sonu doulası eğitimlerini alıp bir yığın sertifikayla dönüyor aramıza…
Şimdi, yüklenmiş olduğu donanımlı dünyasını www.kirkkilit.com ‘da paylaşıyor. Ben ne desem az, o öyle güzel öyle derinden ifade etmiş ki kendini… Pek çok soruya yanıt bulunabilecek satırlar var orada.
Beni bu saatten sonra doğum doulalığı ilgilendirmiyor tabi, ama yine de kadın olmanın iç tepisiyle çok yakın çok sıcak kıvılcımlar yeşerttim içimde ki, bu DOULALIK işini tüm başka kadınların duymasını bilgilenmesini istedim. Yalnızlaşan dünyalarımızda her kadının doğumunda yanında annesi, kız kardeşi veya bir yakını olmayabiliyor. Sadece doğum sırasında değil tabi, doğum öncesi, hazırlık faslı, konuşma ve kaygılar, beklentilerin saygıyla paylaşılması, sevgi, güven, mahrem alanın korunması, rahatlatıcı masajlar, doğum sonu emzirme ve ruhsal uyumlanma hallerinin tümünü üstlenen bir doulalık hizmeti var artık. Türkiye’de henüz çok yeni…
Eski kadim uygarlıkların geleneklerinde, doğumlar ve ölümlerin kutsallığına atfedilen sayısız seremoni vardır hepimiz biliriz. Modernleşen dünyamızın unuttuğu sevgi, şefkat ve ruhu kutsama duygusu yeniden öne çıkıyorsa, bu gösteriyor ki böyle bir gereksinim var! Modern yaşamın insanı da karşılıksız dokunmak, ruhunu sağaltmak, sevgiyi içten ve en derininde güvenerek hissetmek istiyor. Bunu talep edenler çoğaldığı sürece yeni ve daha güzel şeyler yaşamlarımıza girecektir.
Yaşam sonu doulalığı ciddi anlamda ilgimi çekiyor! Doğum ve ölüm geçişlerimizde hem doğumun hem ölümün aslında yeniye doğmak olduğu gerçeğiyle yüzleşmeden bir sonraki noktaya ulaşılamıyor. Evet geçiş. Bir nevi geçiş ikisi de. Beden ve ruhun değişime geçmesi, buna doğmak ve ölmek demişiz...
Hepsi de doğamızda olan insanca şeyler.
Selen’e bin şükran.
*Doulalar insanlara yardım sunmak amacıyla profesyonel olarak hizmet almışlardır.
Doulalar çalıştıkları alan (doğum, ölüm, yas, doğum sonrası) konusunda detaylı eğitim görmüşlerdir.
Doulalar yardımcı oldukları kişilerin duygusal ihtiyaçlarının farkındadırlar.
Doulalar insanların geçmekte oldukları eşik dönemini istedikleri şekilde deneyimleyebilmeleri için çalışırlar.
Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN
