Asci Fok
İnsanlar ve hayvanlara dair | Aşçı Fok ]

İnsanlar ve hayvanlara dair

İnsanlar ve hayvanlara dair

Verandada oturuyor çoğunlukla, oturuyor denmese de oyalanıyor bir şeylerle. Bazen de verandanın hemen altındaki çimlerde görüyoruz onu çıplak ayak dolaşırken. Topraktan güç alıyormuşçasına kollarını iki yana açıp gökyüzüne doğru bırakıyor topraktan aldığını düşündüğüm o gizli enerjiyi. Derin derin nefes alıp yeryüzünde tek başına kalmış bir münzevi gibi dönüp duruyor kendi ekseninde. Çiçekleri sevdiği belli, çiçek sulayıp yabani otları ayıklaması hiç bitmiyor sık sık da garip hareketler yapıyor çimlerin üzerine uzanarak. Sabahları da erken kalkıyor, henüz güneş dağın ardını dolanmadan bitiriyor yaptığı o acayip sporu.

Uzaktan uzağa içe işleyen bir müziğin notalarını duyuyoruz onun evinden bazı sabahlar, yakınından geçenler çok hoş kokular duyduklarını da söylüyorlar içeriden bahçeye yayılan. Sanki karanfil ile lavantanın ateşte kavrulması belki biraz da gül suyu ve esans karışımı gibi! Ben de, lavanta ve nane yapraklarıyla kavrulan fıstıklı un helvası tadı duyumsamıştım önceki günkü sabah yürüyüşümde.


Hayvanlarla da arası çok iyi çevredeki bütün hayvanlarla konuşuyor. Sahipli köpekler tasmasını çekiştiriyor onun verandasına yaklaşınca, nafakasını almadan geçmiyor hiçbir köpek yada kedi. Evine giren böcekleri usulca tutup bahçeye bırakıyor ve onlarla konuşup bir daha girmemelerini tembih ediyor şefkatlice!

Hayvanlarla muhabbetindeki saf naiflik, insanlarla olan birlikteliğinde yerini tedirginliğe bırakıyor. Cana yakın ve sevimli görünmesine karşın yine de insanlara karşı mesafeli, belki çocuklara karşı biraz daha ılımlı. Çocuk gürültüsüne tahammülü olmadığını, yüz kaslarından anlamak mümkün. Onu en şaşkına çeviren yaratıklar insan yavrularıymış, öyle demiş komşularından birine. Oysa ki; hayvanları sevenlerin çocukları da çok sevdiğini sanırdık! Yüksek sesle konuşuyordu telefonun karşı ucundakiyle, uzun uzun anlatıyordu birkaç küçük çocuğun köpeklere nasıl kötü davrandığını ve çaresiz bir hayvana yaptıkları işkenceyi... Konuşmanın sonunda sarf ettiği sözcükler içimi kurt gibi kemiriyor fakat; söylenecek sözüm yok bu konuda! Diyor ki; “çocukları bağlayıp, hayvanları salıvermeli”.


Geçen gün, komşular dağ yamacındaki bahçe çitine toplanmış, hep bir ağızdan heyecanla konuşuyorlar, birisi yılan görmüş kedinin ağzında. Kadınlar telaş içinde “bütün gün kapılarımız açık, yılan ya evimizin içine kaçarsa” diye bir velveledir kopardılar. Yılanlara karşı, korku ve nefretle savaş açmaya çok hazır olan kadın güruhunu sakince izliyor verandasından. Zor duyulur bir ses tonuyla “yılanlar insan olan yere gelmez, korkar kaçarlar” diyor fakat; sesi öyle cılız çıkıyor ki, galeyana gelmiş kadınların onu duyduklarını sanmıyorum. Hep bir ağızdan önlemler sıralıyor kadın topluluğu, akrep, yılan, çıyan için ilaçlama yaptırılmalıymış, yuvaları bulunup kökleri kazınmalıymış...

Derin bir acı beliriyor yüzünde, sanki kökleri kazınacak olan kendi yaşamıymış gibi! Ayağındaki terliklerini çıkarıp, uzun eteklerini toparlayarak yürüyor çimleri geçip çalılıklara doğru, size misafir geldim dercesine yüzü çalılara dönük bağdaş kuruyor usulca ve sımsıkı yumulu gözlerle garip mırıltılar çıkarıyor. Bir yılan oynatıcısına benzeyen oturuşuyla, ayaklarının üzerinde gezinen karıncalarla konuşmaya başlıyor. Yapılan hatayı tamir etmeye çalışan insanlara özgü bir özür dileme tınısı var sesinde.

Kadınlar sesleniyor, “orada yılan akrep var korkmuyor musun” diye. Meydan okumanın en vahşi yanını açığa çıkaran keskin bir bakış fırlatıyor kadınlara doğru, maskeleyemediği duyguları vahşi bir kaplan sanki. Bakışlarındaki anlamı çözebilecek veya gördüğü şeyleri tanımlayabilecek olsaydım; insanları böcek kadar küçük algıladığını söyleyebilirdim. Galiba!



 

 

 

 
30 Mart 2008 Pazar

6495 okunma

Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN



Son Yazılarım