Asci Fok
Aliağa: Cumhuriyet Dönemi | Aşçı Fok ]

Aliağa: Cumhuriyet Dönemi

Aliağa: Cumhuriyet Dönemi

Cevat YILDIRIM
Aliağa Ticaret Odası Yayınları

ÖNSÖZ

Önceki kitabım "Güzelhisar" yayınlandığında AliaÄŸa Belediye BaÅŸkanlığı çok sayıda alarak destek vermiÅŸti. Belediyenin 'Halkla İliÅŸkiler' biriminde görevli kiÅŸilerden öğrendiÄŸime göre bu kitaplar resmi kurumlara, kütüphanelere ve okullara dağıtılmıştı. Yurt dışından gelen bazı yabancı heyetlere çevreyi tanıtma amacıyla armaÄŸan edildiÄŸi de söylendi. AliaÄŸa Belediye binası içinde yer alan Nadir Nadi Kitaplığı’na gittiÄŸimde bir yıl geçmiÅŸti. Burada kütüphaneden sorumlu bayan görevli; kitapların hem öğrenciler, hem de büyükler tarafından okunduÄŸunu söyledi. İzmir üniversitelerinden gelen bazı tarih bölümü öğrencilerinin de yararlandığını açıkladı.

Anladım ki, okuyucuya araştırılmış yeni bilgiler verilirse, okuyucunun ilgisi bitmeyecekti. Aliağa hakkında bazı yayınlar yapılmıştı. Ancak her yönüyle kapsamlı ve ciddi bir yayın yoktu. Aliağa göçlerle oluşmuş bir yerleşimdi. Çiftlikten köye, köyden nahiyeye, nahiyeden, ilçeye geçmişti. Naniye iken 1952'de belediye teşkilatına kavuşmuştu. 1922 öncesinde Aliağa Çiftliği Osmanlı-Rum köyü idi. Aliağa'nın Cumhuriyet dönemi yaşantısı yakın bir zamanın içindeydi. Nasıl köy oldu? Belediyeye ne zaman dönüştü? İlçe olmasını gençler, tarihi ile biliyor muydu? Bilinenler de yazılmadıkça unutulacaktı. İşte Aliağa'nın çiftlikten bugünlere gelişinin belgelenmesi gerekti.

Yeniden çalışmaya, araştırmaya karar verdim. Hareket noktam göçlerle başlayacaktı. Önce genele bakacak, sonra özele dönecektim, Osmanlının ekonomik ve sosyal yapısını sorguladım. Göçlerin ne zaman başladığını, Balkanların yüzyıl önceki vaziyetini, buradaki savaşı ve göçleri bulup yazıya döktüm. Arkasından özele girdim. Aliağa'ya ilk Balkan göçünü sorguladım. Koçanalıların gelişini öyküledim. İlk gelenler bu cihanda yoktu. Bize bir şeyler söyleyemezdi. Fakat onların çocukları, torunları dile geldi. Bildiklerini aktardılar. Gazeteler, dergiler, kitaplar da konuştu.

İlk göçün insanları yoktu. Mübadele'nin insanları, onların çocukları aramızdaydı. Geç kalınırsa onlar da buradan öte âleme göçecekti. Mübadiller, onların oğulları ve kızları, 1937 ve 1951 tarihinde Bulgaristan'dan gelenler de ses verdi. Gördüklerini, yaşadıklarını, kalemime, ses cihazıma söyledi. Bu şekilde konuştuğum kişilerin sayısı elliden fazlaydı. Doğrudan röportaj yaptıklarım 28 kişiydi. Bunların birçoğunun anlatımı "CD"ye geçti. Onların söylemi yetmeyince kitaplar, gazeteler, dergiler tekrar seslerini bana iletti. Kâfi gelmeyince de dağlar, taşlar, ovalar, yollar, okullar, çeşmeler, değirmenler, vapurlar, ormanlar da bildiklerini anlattı. İşte ben, bu söylenenleri derledim, topladım, sıraya dizdim, yazdım.

Cumhuriyet devrinde Aliağa'nın tarihi, ekonomik, sosyal çizgisini izlerken ülkemin çağdaşlaşma yolundaki hamlelerini bu sayfalara döktüm. Bu şekilde hareketimi bazı kişiler gereksiz görebilir. Onlara tavsiyem var olan bilgilerini yeniden tazelesinler, ya da o bölümleri atlasınlar. Benim amacım, Aliağa gençlerine ve ilgi duyanlara Cumhuriyet Dönemini ülke geneliyle birlikte Aliağa yönünden de belgelendirmek ve bilgilendirmekti. Aliağa'da tüm hemşehrilerimin atalarına yer veremedim. Çünkü bu çalışmanın gayesi; kişilerin tarihi değil, kişiler üzerinden tüm Aliağa'nın yaşantısına ışık tutmaktı.

Kyme'li tarihçi "Ephoros" "Bu kentin tarihi yok. Zira savaş yapmayı bilmiyorlardı" demiş. Aynı topraklarda kurulan Aliağa'lılar da kişilerle hiç savaşmadı. Mübadillerin savaşı toprak ile idi. Ancak tarihi vardı. Eski bilgiler yetersiz de olsa, bu toprakları yurt tutan insanların, bir yaşantısı vardı. Ben yaşananları bir muhabir gibi yazdım. İsteyen buna tarih, isteyen sosyoloji, isteyen olayların akışı desin. Yazılanlar belki araştırıcılara belge, ipucu ya da rehber olabilir. Olayların akışı sürerken hoşluklar, tasalar, kaygılar, yanlışlar, umutlar hep vardı. Bu duyguları, doğruları, gözlemlerimi, anlatıları sayfalara dökerken hep hemşerilerimin seslerine kulak verdim. Onlar hep söyledi. Ben kelimeleri tümce yaptım. Sözler ve sesler Aliağa'da yaşayanlarındı. Eğer bir yapıt ortaya çıkmışsa bu onlara aitti.

Bazı kişiler bilgi vermekten sakınsa da birçok hemşerim rahatça konuştu. Bildiklerini ses cihazına karşı öykülediler. Hepsine çok çok teşekkür ederim. Yürekten teşekkür ettiklerimden biri de merhum Ali Demirci'dir. Hep samimi ve sımsıcaktı. Yerli gazetecilerimizden yine merhum Mehmet Atıcı da bana gazete koleksiyonlarını verdi. Onlardan yararlandım. Bu iki kişiyi özellikle rahmetle ve saygıyla anarım. İzmir "Apikam"daki eski gazete koleksiyonlarını inceleme fırsatını sunan ve çalışmamı sağlayan ilgililere de teşekkürlerimi sunarım.

Eseri okuyanların, bu çalışmama belli bir yerdeki insan yaşamının tarihsel süreçte sayılarla, rakamlarla ve kelimelerle ifade edilen belgesi diye bakmalarını yeğlerim. Hatalarımı da hoş görerek, kritiklerini ifade ederlerse mutlu olurum.

Cevat YILDIRIM
AliaÄŸa, 2008



 

 

 

 
14 Temmuz 2009 Salı

11935 okunma


Son Yazılarım